+19. YÜZYIL’DA OSMANLI DEVLETİ’NDE YENİLİK HAREKETLERİ

19.yüzyılda Osmanlı Devletinde Yenilik Hareketleri

27 Ocak 2019

                19.Yüzyıl’da Osmanlı Devleti’nde Yenilik Hareketleri

  1. III. Selim ve Nizam-ı Cedit
  2. II. Mahmud’un Islahatları
  3. Tanzimat Fermanı (3 Kasım 1839)
  4. Islahat Fermanı (28 Şubat 1856)
  5. I. Meşrutiyet (23 Aralık 1876)
  6. II. Meşrutiyet (23 Temmuz 1908)

18. yüzyılın sonlarına gelinceye kadar Osmanlı Devleti’nde planlı ve programlı bir ıslahat hareketinden söz etmek zordur.

Reklamlar

Devletin kötüye doğru gidişini gören kimi kişiler bu gidişatı durdurmak için alınması gereken tedbirler konusunda çeşitli raporlar hazırlamış ve bunları ilgili yerlere sunmuşlardır.

Bu raporlar doğrultusunda ufak tefek bazı ıslahat hareketlerine girilmiştir. Ancak gösterilen çabalar eski Osmanlı Devleti’nin görkemli dönemini yeniden canlandırmayı amaçladığı bilinçli bir kadroya dayandırılmayıp, kişilere bağlı kaldığı için başarılı olamamıştır.

Karlofça Antlaşmasının imzalanması Osmanlı yöneticilerinin ve aydınının Batı’ya bakış açısını da değiştirmiştir. O döneme kadar kendini Batı’dan üstün gören Osmanlılar, artık Batı’nın üstünlüğünü kabullenmiş, O’na yetişmek için Batı tarzında ıslahat yapılmasını zorunlu görmüştür.

Osmanlı yöneticileri bir yandan çeşitli nedenlerle Avrupa’dan kaçıp Osmanlı Devleti’ne sığınan aydınların görüşlerinden yararlanmaya çalışırken, diğer yandan da Avrupa’nın çeşitli ülkelerine elçilik heyetleri göndererek o ülkeleri yakından tanımaya çalışmışlardır.

Bunun sonucu olarak 1727’de ilk Türk Matbaası kurulmuştur.

                               Fizik, Coğrafya, Astronomi dallarından bazı kitapların Türkçeye çevrilmesi için Tercüme Cemiyeti oluşturulmuştur.

Bu dönemde yapılan diğer yenilik hareketleri;

  • Hendese hane açılarak ordunun teknik eleman ihtiyacı karşılanmaya çalışılmıştır (1731).
  • Çağdaş bilgilerle donatılmış denizciler yetiştirmek üzere Mühendishane-i Bahri-i Hümayun adı altında bir okul açılmıştır (1773).

Bu dönemde yapılan diğer yenilik hareketleri;

  • İstanbul’da Sürat Topçuları adıyla bir birlik kurulmuş, top dökümhaneleri yapılmıştır (1774).

Avrupa’dan Osmanlı Devleti’ne çeşitli yollarla gelip devlet hizmetine girenlerin yardımıyla açılan askeri okullardan yetişen kişilerin gayretleri sonucu, Osmanlı Devleti’nde batılı anlamda ıslahat hareketleri başlamıştır.

Fakat III. Selim’in Padişah olmasına kadar önemli bir gelişme gösterilmemiştir.

1. III.Selim ve Nizam-ı Cedit

Osmanlı Devlet düzeninde daha önce de bazı alanlarda reform denemeleri olmuştur. Fakat bunlar ya başarısız oldu ya da sonucu değiştirecek köklü icraatlar olamadı.

 III. Selim (1789-1807) tahta geçtikten sonra devletin kötü gidişatını durdurmak için alınması gereken önlemleri belirtmek üzere, ülkenin ileri gelen devlet adamlarından bir Meşveret Meclisi (Danışma Meclisi) toplamıştır.

Bu meclise sunulan “layihalar (rapor)” da askeri alanda reformlar yapılması isteniyordu. Ancak bunun yöntemi konusunda görüş birliği yoktu.

Bu raporlar doğrultusunda III. Selim, Nizam-ı Cedid adı verilen yenilikleri yapmak amacıyla bir dizi ferman yayınladı.Yeniçerilerin yanında Avrupa tarzında 1793’te Nizam-ı Cedid Ocağı adı verilen bir askeri ocak kuruldu.

Bu ocağın subay ihtiyacını karşılamak için 1794’te Mühendishane-i Berri-i Hümayun adında bir okul açıldı. Bu yeni ocağın masraflarını karşılamak üzere İrad-ı Cedid hazinesi kuruldu.

Batılı devletlerin Osmanlı Devleti’ne yönelik politikalarını daha yakından izleyebilmek ve onlara karşı izlenecek politikayı belirlemek üzere önemli Avrupa başkentlerinde (Paris, Londra, Berlin, Viyana) daimi elçilikler açıldı.

Aynı zamanda Batılı dillerinde yazılmış önemli eserler Türkçe ’ye çevrilerek Batı düşüncesinin ülkeye girmesine hız verildi. Ancak yeniliklere karşı olan güçler Kabakçı Mustafa’nın önderliğinde bir araya gelerek isyan ettiler ve III. Selim’i tahtan indirdiler (1807).Böylece ilk ciddi ve geniş boyutlu yenileşme hareketi bu şekilde engellenmiş oldu.

III. Selim’in askeri alandaki ıslahatlarının yanında gerçekleştirmiş olduğu yeniliklerin tamamına Nizam-ı Cedid adı verilir.

Nizam-ı Cedid hareketinin amacı; yeniçerileri kaldırmak, ulemanın nüfusunu kırmak, Osmanlı Devleti’ni Avrupa’nın ilim, sanat, ziraat, ticaret ve medeniyette yaptığı ilerlemelere ortak etmektir.

2. II. Mahmud’un Islahatları

Kabakçı Mustafa ayaklanmasıyla tahttan indirilen III.Selim’in yerine padişah olan IV.Mustafa uzun süre bu makamda kalamadı.

Alemdar Mustafa Paşa’nın karşı darbesiyle, bir kargaşa ortamında tahta çıkan II. Mahmud (1808-1839) başlangıçta Alemdar Mustafa Paşa’nın baskısı altında kaldı.

O’nun etkisiyle, “Ayanlar”la devlet otoritesini zayıflatan “Sened-i ittifak” adı verilen bir anlaşma yaptı.

Daha sonra III. Selim’in yolundan giderek O’nun ıslahatlarını canlandırmaya çalıştı.

Öncelikle yine orduyu ele alarak “Sekban-ı Cedid” adında bir ocak açtırdı.

Bu deneme de öncekinin akibetine uğradı ve Yeniçerilerin ayaklanmasıyla son buldu. Alemdar Mustafa Paşa’da bu ayaklanma sırasında öldürüldü.

Bunun üzerine ıslahatlara girişebilmek için öncelikle Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması gerektiğini anlayan II. Mahmud bu yönde çalışarak 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırdı.

Bu olaya Osmanlı Tarihinde “Vak’a-yı Hayriye” denir. O’nun yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla yeni ve modern bir ordu kuruldu.

Ardından da yeniliklere hız verildi.

1826’da ilk defa Avrupa’ya öğrenci gönderildi.

Yabancı uzmanların yardımıyla Tıbbiye (1827) ve Harbiye (1834) gibi yeni askeri okullar açıldı.   

Medreselerin dışında rüştiye mektepleri açıldı.

İlköğretim mecburi hale getirildi.

Medresenin dışındaki tüm okullar Nafia Nezaretine bağlandı.

Ülkede nüfus sayımı ve mülk yazımı yapıldı.

1831’de Takvim-i Vekayi adıyla ilk resmi gazete yayınlanmaya başlandı.

Posta sistemi kuruldu.

Yurt dışına çıkışlarda pasaport uygulanmasına başlandı.

Sağlık meselelerine el atılarak ilk defa karantina usulü uygulandı.

Kıyafette yenilik yapılarak fes ve pantolon giyilmeye, memurlar sakallarını kesmeye başladı.

Hükümet teşkilatında değişiklikler yapılarak, nezaretler (bakanlıklar) kurulmaya başlandı.

Merkezi otoriteyi güçlendirmek için ayanlar ortadan kaldırıldı, kanunların hazırlanması amacıyla kurullar oluşturuldu.

Vezir-i Azam’ın gücü zayıflatılarak padişahın gücü ve otoritesi daha da kuvvetlendirildi.

Memurlar için bir ceza kanunu yapıldı.

Ülkede yapılacak yenilikleri belirlemek ve uygulamak amacıyla meclisler oluşturuldu.

Bu şekilde II.Mahmud döneminde yapılan yenilikler, Tanzimat döneminin fikri hazırlıklarını da oluşturdu.

Fakat Avrupa’daki gelişmelerin ruhu anlaşılamadığından, bu yenilik hareketleri çoğunlukla şekilde kalmış, istenilen sonucu vermemiştir.

Bu talihsiz padişah başarısızlığını görerek bir bakıma kahrından ölmüştür.

3. Tanzimat Fermanı (3 Kasım 1839)

Tanzimat Dönemi (1839-1876) Osmanlı tarihinde yeni bir devrenin başlangıcıdır. Devletin siyasi, sosyal, askeri ve kültürel alanlarda köklü gidişatını önlemek arzusuyla daha geniş ıslahatların yapıldığı bir dönemdir.

Yapılması düşünülen düzenlemelerle ilgili ferman hazırlandıktan sonra, bugünkü Gülhane Parkı’nda okunduğu için Gülhane Hatt-ı Hümayunu diye de anılır.            

Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan ıslahat projesi, bir ferman şeklinde padişahın, devlet adamlarının, yüksek dereceli memurların, ulemanın, Ermeni ve Rum Patriklerinin, Yahudi Hahamının, esnaf temsilcilerinin, yabancı elçilerin ve kalabalık bir halk topluluğunun huzurunda okundu.

Fermanda yeni kanunların dayandırılacağı ilkeler şu şekilde belirtiliyordu:

  • Müslüman ve müslüman olmayan bütün halkın mal, namus ve can güvenliğinin sağlanması.
  • Herkesten belli usullere ve kazancına göre vergi alınması.         
  • Herkesin kanun önünde eşit tutulması, mahkemelerin açık yapılması ve kimsenin yargılanmadan öldürülmemesi.
  • Herkesin mal ve mülk edinmesinin sağlanması, istediğinde bunları satması veya yenisini alması, çocuklarına miras olarak bırakma hakkının bulunması.

Padişah, bu fermana ve ona dayandırılarak yapılacak kanunlara saygı göstereceğine dair yemin etti. Böylece, ilk kez bir Osmanlı Padişahı, çok geniş olan yetkileri üzerinde bir kanun gücünün varlığını tanımış oluyordu.

Ancak Fermanda yer alan hususların çoğu yerine getirilemedi ve umulan başarı sağlanamadı. Bunun sebepleri ise şunlardır:

  • Batı’dan alınan yeniliklerin derinliğine anlaşılamamış olması ve sadece şeklen benimsenmiş olması.
  • Azınlıklara verilen hakların büyük devletlerce istismar edilmesi. Avrupalı büyük devletler Fermandaki ilgili maddeye dayanarak, içte meydana gelen hıristiyanlarla ilgili en basit bir olayda bile hak koruma bahanesiyle Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaktan geri durmamışlardır. Bu durum devletin işini zorlaştırmış ve yıkılmasında büyük etkisi olmuştur.
  • Tanzimat Fermanıyla amaçlanan ıslahatları gerçekleştirmek için devlet yeterli kadroya sahip değildi. Hâlbuki böyle bir hareketin başarılı olabilmesi için mutlaka yeterli ve geniş bir ekibe dayanması gerekiyordu.

Tanzimatçıların gayesi bütün Osmanlı tebaasını dil, din, milliyet ayrımı gözetmeksizin bir Osmanlı vatandaşlığı içinde kaynaştırmak suretiyle devletin parçalanmasını önlemekti. Ancak yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı bu düşünce gerçekleştirilemedi.

4. Islahat Fermanı (28 Şubat 1856)

Kırım Savaşı’ndan sonra Viyana’da kabul edilen barışın ön şartlarından biri de Osmanlı Devleti’nin, Hristiyan uyruklarına tanımış olduğu hakların teyit edilmesini öngörüyordu.

Oysa Osmanlı Devleti, barış anlaşmasında hristiyan tebası ile ilgili bir hükmün yer almasını istemiyordu. İşte bu nedenle Islahat Fermanı ilan edildi. Bir örneği de Paris’te toplanan Barış Konferansına gönderildi.

Fermandaki hususlar eski hakları teyit ettikten başka gayri müslim unsurlara yeni haklar tanıyordu.

Birçok hükümler arasında en çok göze çarpanlar; müslüman olmayanların askeri ve sivil bütün okullara girme hakkını elde etmeleri, müslümanlarla müslüman olmayanlar arasında ceza ve ticaret davaları için karma mahkemelerin kurulması ve bunlar için ceza, ticaret ve usul kanunlarının hazırlanması, müslüman olmayanların da askerlik hizmetiyle yükümlü olmasıydı.

Fakat onlara “bedel” vererek askerlikten kaçınmak imkânı tanınmıştı.

Patrikhanenin ıslah edilmesi, rüşvetin kaldırılması da karara bağlanmıştı.

Fermanda Hristiyan halka bu haklar tanındığı halde, büyük Avrupa devletlerinin bu konuda yeni isteklerde bulunmalarının önüne geçilemedi.

5. I. Meşrutiyet (23 Aralık 1876)

Osmanlı Devleti’nde padişahın yetkilerinin ve yönetimin anayasa (Kanun-ı Esasi) ile belirlendiği dönemdir.

Avrupa’yı yakından gören, devletin gidişini beğenmeyen ve yapılan yenilikleri yeterli görmeyen Türk aydınları, Avrupa’da olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de halkın devlet işlerini denetleyebileceği meşrutiyet idaresi kurulursa durumun düzelebileceği kanaatinde idiler.

Bu yolda gayret gösterenlerin başından Namık Kemal ve Ziya Paşa bulunuyordu. Her ikisi de vatanperver ve hürriyeti seven insanlardı. Namık Kemal, Ziya Paşa ve arkadaşlarına Yeni Osmanlılar deniyordu.

Bunlar, düşüncelerini yaymak için gazeteler çıkardılar; zor duruma düştüklerinde Avrupa’ya gittiler, çalışmalarını orada sürdürdüler.

Yeni Osmanlılar, meşrutiyet yönetimi kurulur, mebuslar meclisine müslüman olmayan halkın temsilcileri de katılırsa, müslümanlarla aralarındaki ayrılığın giderilebileceğine ve bir Osmanlı Milleti’nin oluşacağına inanıyorlardı.

Böylece Avrupa devletlerinin, Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmalarının önleneceğini düşünüyorlardı. Bunlar kendi haklarını kendileri koruyabileceklerdi.

Yeni Osmanlılar’ın düşüncelerini Mithat Paşa gibi ileri gelen devlet adamları da benimsiyordu. Yalnız Meşrutiyet yönetiminin kurulabilmesi için bu idare tarzına razı görünmeyen Abdülaziz’in tahttan indirilmesi gerekiyordu.

Neticede Mithat Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Sadrazam Mehmet Rüştü Paşa, Abdülaziz’i tahttan indirerek (1876) yerine V.Murat’ı geçirdiler.

Zihnen hasta olan V.Murat, saltanatta ancak üç ay kalabildi. Daha sonra Meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren II.Abdülhamid tahta çıkarıldı.

Abdülhamid’in Sadrazam olarak atadığı Mithat Paşa’nın başkanlığında bir kurul da Kanun-u Esasi’yi (anayasa) hazırladı.

Bu anayasa Abdülhamid’in bazı düzeltmelerinden sonra 23 Aralık 1876’da Bayezit Meydanında, devlet adamları, ulema ve halk önünde törenle ilan edildi.

Böylece Osmanlı Devleti’nde meşrutiyet yönetimi yürürlüğe konmuş oldu.

Üyelerini halkın seçtiği Meclis-i Mebusan ile Padişahın atadığı kişilerden oluşan Meclis-i Ayan toplandı.

Bu iki meclisin bir araya gelmesiyle de Meclis-i Umumi oluşuyordu.

Bu ilk anayasa ile Osmanlı halkının hükümdarı olan padişaha, nazırlar heyetini (Bakanlar Kurulu) atama ve görevlerden alma, dış ülkelerle antlaşma ve barış yapma, savaş ilan etme, meclisi açma ve kapama yetkisi verildi.

Başkanı Sadrazam olan nazırlar heyeti (Bakanlar Kurulu), devlet işlerini yürütmekle görevli idi.

Yalnız aldığı kararlar padişahın onayı ile yürürlüğe konabilecekti.

Kanun teklif yetkisi nazırlar heyetine, yasama hak ve görevi Mebuslar Meclisi ile Ayan Meclisine verildi. İki mecliste kabul edilen kanunlar Padişahın onayından sonra kesinleşecekti.

Kanun önünde bütün Osmanlı halkının eşit olduğu kabul edildi. Herkese şahsi mesken, eğitim, yayın, ortaklık kurma hürriyeti verildi, kimseden kanunsuz para alınmayacağı, vergilerin herkesin gelirine ve gücüne göre hesaplanacağı, müsadere ve angaryanın yasak olduğu belirtildi.

Bir süre sonra Mithat Paşa sadrazamlıktan alındı, daha sonra da Sultan Abdülaziz’in ölümünden sorumlu tutularak yargılandı.

Bu arada 20 Mart 1877’de Meclis-i Umumi ilk çalışmalarına başladı. Ancak Meclis’te ülke bütünlüğünü zedeleyici bazı tekliflerin ortaya atılması ve Rus savaşının ağır bir mağlubiyetler sonuçlanması üzerine tartışmalar başlayınca II. Abdülhamit, anayasadaki yetkisine dayanarak Mebuslar Meclisi’nin çalışmalarını askıya aldı. Böylece I.Meşrutiyet Meclisi’nin çalışmaları sona ermiş oldu. Bu karar 14 Şubat1878’te Meclis üyelerine tebliğ edildi.

6. II. Meşrutiyet (23 Temmuz 1908)

Osmanlı Devleti’nde padişahın yetkilerinin ve yönetiminin Anayasa ile ikinci kez düzenlendiği dönemdir.

II.Abdülhamit’in sıkı takibine rağmen devlet içinde bazı gizli faaliyetler devam etti ve cemiyetler kuruldu.

Bu cemiyetleri kuranlar memleketin kurtuluşu için değişik fikirlere sahiptiler. Bundan dolayı faaliyetlerinde tam bir amaç birliği yoktu.

Aydınların bir bölümü, devletin çökmekten kurtarılması için meşrutiyet yönetiminin kurulmasını gerekli görüyordu.

Güçlü olabilmek için, dünyadaki bütün müslümanları birleştirecek bir İslam birliğinin kurulmasını isteyenler de vardı.

Başka bir grup da dünyadaki bütün Türklerin bir yönetim altında birleşmesini daha uygun buluyordu.

Meşrutiyet taraftarları İttihat ve Terakki adında gizli bir dernek kurdular.

Bu derneğin amacı, gerekirse II. Abdülhamit’e meşrutiyet yönetimini zorla kabul ettirmekti.

İngiltere ile Rusya’nın Reval şehrinde yaptıkları gizli görüşmelerde, karışıklık içinde bulunan Makedonya’nın Osmanlı Devleti’nden ayrılması konusunda anlaştıkları öğrenilince, İttihat ve Terakki Cemiyeti hemen harekete geçti.

Cemiyete bağlı 3. Ordu subayları arasında amaç birliği sağlandı.

Niyazi Bey ve Eyüp Sabri Bey Manastır çevresinde; Enver Bey Selanik yakınlarında Tikveş yöresinde birlikleriyle dağa çıkarak ayaklandılar.

Cemiyet, Selanik, Manastır ve öteki Rumeli şehirlerinde hürriyetin ilanına karar verdi.

Ayaklanmanın genişlemesinden çekinen II. Abdülhamit, Kanun-u Esasi’yi yürürlüğe koyarak meşrutiyeti ikinci kez ilan etti.

Bundan sonra seçim yapıldı.

Mebuslar Meclisi büyük bir törenle açıldı. Anayasa’da yapılan değişikliklerle padişahın yetkileri sınırlandırıldı.

Padişah sadrazamı atayacak, nazırları sadrazam seçecek, padişahın onayına sunacaktı.

Nazırlar heyeti yasama meclisine karşı sorumlu oldu.

Her iki meclise de kanun teklif etme yetkisi tanındı. Padişahın kanunları veto etmesi sınırlandırıldı.

Toplantı yapmak ve dernek kurma hakkı verildi.

Basına sansür konulmayacağı belirtildi. 

Fakat bu anayasa iç karışıklıklar, savaşlar, İttihat ve Terakki’nin tutumu gibi sebeplerle gereği gibi uygulanamadı.

İktidara sahip olan İttihat ve Terakki bir yıl sonra Abdülhamid’i de tahttan indirerek, ilan ettiği hakları kendinden başkasına tanımadı, eskisinden daha sıkı bir idare tarzı yürüttü.

Sonuç olarak, Meşrutiyet yönetimleri de devleti dağılmaktan kurtaramadı.

Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti.

Girit adasını ilhak eden Yunanistan daha da genişledi.

Avusturya-Macaristan, Bosna-Hersek’i ülkesine kattığını ilan etti.

Abdülhamid’den sonra tahta geçen Sultan Reşat devlete hâkim olamadı.

Ve art arda gelen savaşlar hem II. Meşrutiyet’i hem de İmparatorluğu sona erdirdi.

Makale Kategorileri:
Tarih

Makale Yazarı - Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir