Birinci Dünya Savaşı Öncesinde Siyasi ve Askeri Gelişmeler

Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları

30 Aralık 2019

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kuruluşu ve İktidara Gelmesi

1900’lü yılların başı; Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları öncesi yani Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma dönemi içerisinde Türk tarihi için çok önemli yer turan İttihat ve Terakki Fırkası, 1889 yılında kurulmuştur.

İdeoloji olarak Türkçülüğü benimsemiş olan bu cemiyet; 1850’lerden itibaren varlık gösteren Genç Osmanlılar, diğer ismiyle Jön Türkler isimli oluşumun devamıdır ve yasalara uygun olarak boy göstermiş halidir.

Reklamlar

İttihat ve Terakki Cemiyet, 1889 yılında kurulmasına rağmen; 1908-1918 yılları arasına denk gelen 2. Meşrutiyet döneminde siyasi iktidarı elde edebilmiştir. 1889-1912 arasında ise aynı fikirde olan gençlerin bir araya gelerek oluşturduğu gizli bir teşkilat olarak büyümüştür.

Bu oluşumda bulunan bazı tarihi şahsiyetler şunlardır: Abdullah Cevdet, İbrahim Temo, İshak Sükuti, Çerkes Mehmed Reşit, Konyalı Hikmet Emin Bey, Cevdet Osman, Kerim Sebati, Hüseyinzade Ali Bey, Selanikli Nazım Bey, Mekkeli Sabri Bey, Giritli Şefik, Şerafettin Mağmumi.

İttihat ve Terakki Cemiyetinin temellerinin atıldığı yer Askeri Tıbbiye Mektebidir. İlk aldığı isim de İttihad-ı Osmani’dir. 

O zamanlar genç birer öğrenci olan bu şahsiyetleri bir araya getiren şey ise; devletin girdiği buhran, bundan sorumlu tutulan 2.Abdulhamid yönetimi ve Kanuni Esasi’nin yeniden yürürlüğe konması isteği idi. 

Bu amaca bağlanarak çalışmalarını sürdüren İttihat ve Terakki Cemiyeti kısa sürede büyüdü; Avrupa’ya yerleşmiş olan Osmanlı aydınlarıyla iletişim imkanı buldu ve bir süre sonra da 2.Abdulhamid yönetimini tehdit edebilecek güce geldi.  

Arada yaşanan birçok tutuklamadan, ayaklanmadan ve hatta kanlı çatışmadan sonra 31 Mart Vakası olarak bilinen olay gerçekleşti ve 24 Temmuz 1908’de Kanuni Esasi tekrar yürürlüğe girdi.

Sonrasında yasal bir siyasi partiye dönüşen cemiyet; ülke yönetiminde ciddi söz sahibi oldu. Ardından da 1909’da gazeteci Hasan Fehmi Bey’in Galata Köprüsü üzerinde ayaklanması üzerine 2. Abdulhamid tahttan indirildi ve yerine V.Mehmet Reşat getirilerek devlet yönetimi tamamen ele alındı.

İlerleyen yıllarda aşırı büyümeye bağlı olarak kendi içindeki birliği korumakta zorluk çekmeye başlayan İttihat ve Terakki Fırkası; 1. Dünya Savaşı’nın da kaybedilmesiyle resmen dağıldı.

Trablusgarp Savaşı

Almanya gibi milli birliğini geç tamamlamış olan İtalya’da sömürgeciliğe çok geç başlamıştı. Bu dönemde dünyanın en iyi bölgelerini başta İngiltere ve Fransa olmak üzere bir takım devletler aralarında paylaşmışlardı.

Bu konuda çok geride kalmak istemeyen İtalya, büyük devletlerle yaptığı bir dizi anlaşmalardan sonra Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki toprağı Trablusgarp ve Bingazi’ye göz dikti. bu sebeple Trablusgarp savaşı yakındı.

Buraların kendisine terki için 28 Eylül 1911’de Osmanlı Devleti’ne bir nota veren İtalya, bu isteğinin reddi üzerine adı geçen bölgeye asker çıkardı. bu durum Trablusgarp savaşı başlamasına sebep oldu.

Ancak Kurmay Binbaşı Enver ve Fethi Beyler ile Kurmay Kolağası Mustafa Kemal Bey gibi genç ve idealist subayların organize ettiği direniş karşısında sadece gemilerinin top menzili içerisindeki bir kıyı şeridinde tutunabilen İtalyanlar, savaşı Osmanlı Devleti’nin başka topraklarına yaymak suretiyle isteklerini kabul ettirmeye çalıştı. Trablusgarp savaşı Osmanlı Devletinin lehine dönmek üzereydi.

Kızıldeniz’deki Osmanlı limanlarını topa tutarak bazı savaş gemilerini batırdı. Ardından Beyrut’u bombalayarak yine limanda bulunan iki savaş gemisini batırdı.

Daha sonra Ege’ye çıkarak Çanakkale Boğazını geçmeye çalıştı, fakat başarılı olamadı.

En sonunda da Nisan-Mayıs 1912’de Rodos ve 12 Ada’yı işgal etti.

Balkan Savaşı’nın patlak vermesi üzerine 15-18 Ekim 1912 tarihinde İtalyanlar ile Trablusgarp savaşı bitiren Uşi Antlaşması yapılıp savaşa son verildi.

Antlaşmaya göre; İtalyanlar Trablusgarp ve Bingazi’yi alacak, Osmanlı Devleti buradaki bütün askeri ve sivil memurlarını çeker çekmez de,  İtalya işgal ettiği adaları iade edecekti.

Yalnız yapılan gizli bir anlaşma ile bu adalar savaş bitinceye kadar İtalya kontrolünde kalacaktı. Fakat bu tarihten sonra adaların geri alınması mümkün olmamıştır.

Lozan Antlaşmasıyla Rodos ve 12 Ada İtalya’ya bırakılmış, 1947’de İtalya Barış Antlaşması ile de Yunanistan’a devredilmiştir.

Balkan Savaşları

1.Balkan Savaşı

Osmanlı Devleti’nin İtalya ile uğraşmasını fırsat bilen Balkan devletleri, Rusya’nın da katkılarıyla aralarında bir dizi ittifak antlaşması imzaladılar.

8 Ekim 1912’de Karadağ, Osmanlı Devleti’ne karşı savaş ilan etmiş, onu izleyen iki hafta içinde Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan’ın savaş ilanları takip etmişti.

Bu savaşta büyük devletler, Osmanlı Devleti’nin kazanacağını düşünerek, hangi taraf kazanırsa kazansın hiçbir toprak değişikliğine razı olmayacaklarını ilan ettiler.

Savaş; coğrafi durumun çıkardığı sonuçlar, savaşa iyi hazırlıklı olmayan Osmanlı Ordusu’nun seferberlik ve tahkimat işlerini zamanında yapamaması, yönetimden kaynaklanan hatalar ve ordu içindeki İttihat ve Terakki muhalifi subayların iktidarı yıpratmak için görevlerini yapmamaları, savsaklamaları gibi sebeplerden dolayı bütün cephelerde Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle sonuçlandı.

Savaş sonunda Devlet; Bulgaristan ve Doğu Rumeli’yi, Bosna-Hersek ve Yenipazar’ı, Makedonya’yı, Arnavutluk’u, Epir’i, Batı Trakya’yı, Edirne’yi ve İtalyan işgali dışında kalan Ege Adalarını kaybetmişti.              

Yalnız Edirne müdafaası Balkan Harbi içinde hemen hemen tek etkili Türk müdafaasıydı. Bir ara Osmanlı Devleti’nin başkentliğini yapan Edirne, Şükrü Paşa tarafından bir yıla yakın destani bir şekilde savunulmuş, fakat yeterli ikmal ve lojistik sağlanamadığı için, Sırplar tarafından desteklenen Bulgarlara terkedilmek zorunda kalınmıştır.    

3 Aralık 1912’de imzalanan ateşkes antlaşmasından sonra Londra’da başlayan ve bir ara kesilen müzakereler sonucunda, özellikle büyük devletlerin müdahalesi ile 30 Mayıs 1913’de Ön-Barış Antlaşması imzalandı.

Bu Barış Antlaşması ile Osmanlı Devleti, Ege Adaları’nın kaderinin tayinini ve Arnavutluk’un sınırlarının çizilmesi işini büyük devletlere bırakmakta, Girit’i hukuken Yunanistan’a terk etmekte ve Midye-Enez hattının batısında kalan toprakları da Balkan Devletlerine bırakmakta idi.

Bu çizilen sınırla Edirne Bulgaristan’a bırakılıyor, Bulgaristan Kavala ile Dedeağaç arasındaki toprakları alarak Ege Denizi’ne ulaşıyordu.

Birinci Balkan Savaşı sonunda Balkan Devletleri, Osmanlı Devleti’nden aldıkları yerleri paylaşamadılar. Özellikle Bulgaristan’ın müttefiklerinden daha fazla yer kazanması nedeniyle anlaşmazlıklar çıktı. Bunun sonucunda Sırbistan ve Yunanistan batıdan, Romanya kuzeyden Bulgaristan’a karşı saldırıya geçtiler.

2.Balkan Savaşı

Balkan Devletlerinin arasındaki savaştan yararlanmak isteyen Osmanlılar da harekete geçti. Enver Bey komutasındaki Osmanlı birlikleri harekete geçip, Edirne dahil bütün Doğu Trakya’yı hiçbir direnişle karşılaşmadan geri aldı.

İkinci Balkan Savaşı sonucu 10 Ağustos 1913’te imzalanan Bükreş Antlaşması ile Balkan Devletleri, Osmanlı Devleti’nden aldıkları yerleri aralarında paylaştılar.

Osmanlı Devleti ile de ayrı ayrı antlaşmalar imzaladılar. 29 Eylül 1913’te Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında İstanbul Barış Antlaşması imzalandı.

Bu antlaşmaya göre, Osmanlı Devleti’nin sınırı Meriç nehridir. Ancak Edirne ile Meriç nehrinin batısında kalan Dimetoka Türk sınırları içinde yer almaktadır.

Yunanistan’la 14 Kasım 1913’te Atina Antlaşması imzalanmıştır.

Bu antlaşmayla; Girit adası Yunanistan’a bırakılmış, bu ülkede kalan Türklerin kültür ve mülkiyet hakları garanti altına alınmıştır.

Savaş sırasında Yunanistan tarafından işgal edilmiş olan Ege Adalarının durumu hakkında ise 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşmasının ilgili hükmüne (Bu adaların kaderi büyük devletler tarafından belirlenecek) uyulması kararlaştırılmıştır.

Savaşın Sonunda;

  • Adriyatik Denizi’nden Karadeniz’e kadar olan Balkanlar’daki Türk hakimiyeti çok küçüldü.
  • Sadece Meriç’in doğusundaki «Doğu Trakya» (Dimetoka hariç) bölgesi Türkler’de kaldı.
  • Yanya, Manastır, İşkodra, Debre, Üsküp, Selanik, Serez gibi önemli merkezler kaybedildi. (Bu şehirlerden her biri 450-500 yıldan beri Türk kültürünün ana merkezleriydi. Anadolu’daki Türk şehirlerinden hiçbir farkları yoktu)
  • Savaşın bir ağır sonucu da sosyal ve ekonomik alanda oldu. Milyonu aşkın bir göçmen kitlesi, Doğu Trakya ve Anadolu’ya geldi. Ekonomik yönden sıfırlanmış olan bu insanlar, zaten zor durumda olan Osmanlı Devleti’ni daha da zayıflattılar.
  • Balkanlar’da ve Anadolu’da nüfus yapısı değişti. Savaşın kaybedilmesi Türk Milletinin hafızasında derin izler bıraktı. Daha devlet bile olamamış kuvvetler karşısında koca Türk ordusunun başarılı olamaması moral çöküntüsü meydana getirdi. Türk Milleti bu kaybını ancak Çanakkale zaferi ve Büyük Taarruzla telafi edebildi.
Makale Kategorileri:
Genel Kültür · Tarih

Makale Yazarı - Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir